günler günleri kovalıyordu...günler günleri bir yaşam telaşesiyle kovalarken genç bir karamsar olan ben aynı telaşenin içinde çöp kutusuna atılmış gibisinden hissediyordum kendimi...pis,anlamsız,şehrin boşluğunda önemsiz kağıtlar gibi savruk...
geceleri uyumak bir sıkıntı halinde boğazma düğümleniyordu...uyumamak ise ayrı bir savaş...ölü bir şeyler doğuyordu içimden...
dişlerin birbirine acıdan kenetlendiği gecelerde uykuya dalıyordum ara sıra,sabahları bir cenin gibi büzülmüş uyanıyordum,dağılmış ve savrulmuş yorganın altında iki büklüm uyanmış ben uykusuzluğun ve uykunun ızdırabı arasında cesur bir soytarı gibi birgidip bir geliyordum ipimin üzerinden...
tek bir söz söylesem bakışım gözümden ateş saçıyorudu...başkalarının bakışı ise KURŞUN! kurşunla deliniyordum.sıralarda,otobüs duraklarında ya da her nerede isem her türlü bakış kalbimi deliyordu,ağlıyordum... pencere önlerinde ölüme randevular veriyordum ama hep geç kalıyordum.
hiç bir şey istememekteki ben işte böyle çekilmez oluyordum kendime.kimi kez pimi çekilmemiş bomba gibiydim,kimi kez kuytularda sızını saklayan korkak cengaver,kimi kez boşluğun cehenneminde çatısını kurmuş ben ölüm ve yaşam saatlerimi birbinine karıştırıyordum... can verip,can alıyordum...neyden?
çiçek tohumlarından değil,yaşam telaşesinden değil,bahar kelebeklerinin ahenkli kanatlarından hiç değil... bir bakıştan can alıp kendime katıp gecelerde kuytularda saklayaıp özışığımı ...
ve sonra bütün gecelerimi aydınlatan yıldızlar gibi sen.... gece vaktinde yokluğundan ötürü güneşin gece çekilip te yıldızları besleyememesi gibi bir kaanlık tarafından yutulup :can veriyordum
ölüm trenlerinin acı seslerini,acı sirenlerini işitiyordum ötemden... ölüm rötar yapıyordu sayende... unutulmuştum...daha neler söylesem kendimle ilgili.kendimi cezalandırmışlığımla ilgili... kibrit çöpleri gibi tek tek yakılmışlığımla ilgili...
özgürlüğün içini düşün sevgili çocuk.mavi gökyüzünün bir parçasını kes kirpiklerinle...gökyüzünün özgür mavisini kesip kafes yapıp sonra da yaptığın kafesin içine gir sevgili çocuk...özgürlüğün mavi fonlarından yapılmış hapishaneye kendini tıkamış olmanın sıkıntısını düşün...
her sabah kalktığımda aynalara baktığımda ateşten gömleğimin yalazlarından gözlerim kamaşırken sirklerdeki cambazlar gibi ateşten çemberlerin içinden geçtiğimi düşle...işte o vakitlerde bir OKYANUS oluyordun bana,bir tutam gözyaşı olup söndürüyordun zerrelerinle ateşimi...SU oluyordun,kutsal,aranan,çöldeki delinin avuç avuç,kana kana içtiği SU oluyordun...
dünyanın haritasında kimsenin bilmediği,kendine özgü dilini konuşan metruk,unutulmuş bir ülke gibiydim.özgürlüğünü ilan etmiş bir tutuklu düşün..kendimden nefret ediyordum,varlığım fazladan nefes almalarım hak edilmemiş bir armağan gibi geliyordu bana...ama sevgili çocuk ölemiyordum da...kapıdan girer girmez yörüngesini bulmaya çalışan bir gezegen gibi -seni gördükçe- dönüyordum boşlukta sevinçten...
..eteklerini savuran semazenlerin ilahi aşkını düşün,tennureleriyle ruhlarını savuran imanla dönüp,imanla yüzleri nurlanan semazenleri...işte benim ruhumda seni görürü görmez ekseni etrafında dönerek başlıyordu mutluluk ibadetine... rüzgarda savrulan eteklerimi düşün!
çatlamaya yüz tutmuş yüzümün toprağına bereketli bir yağmur gibi düşüyordun...YAĞMURDUN... bereketlendiriyordun sefilliğimi... bir kez daha göreceğimin matematiksel kesinliğiyle katlanıyordum yaşamaya....
sevgili çocuk,bütün kalbimin en ince yollarından seslenen bu yazımda samimiyetimi anlayacağını biliyorum...yıllar sonra anlıyorum neden yaşadığın yere mevzilendiğimi...varlığın için tanrıya şükrediyorum...
seni uzaktan gördüğümde ise güneşin doğuşunu,kutlu şöleni ni karşılayan ve gözlerinin hazdan dolacağını bilen bir bekleyişçiydim... yeryüzünde söylenmemiş tek bir söz bile kalmasın isterim,çünkü acının içimde cayır cayır yandığı içimden çıkan donuk dumanların gökyüzünde savrulup kaybolmaları hiç olmamaış gibi yaşanmamış sayılmaları beni incitecekti...
bana yaşamımda unutamadığım armağan olarak verdiğin güzel günlerin ilk ve tek olmaları kalemle kağıdımı harekete geçirdi...yani ne senden önce ne de senden sonra bir daha asla senin bana verdiğin armağan gibisinden bir şeye rastlayamadım... ilktin... tektin.. yazdıklarım için bağışla beni...
|