karamsar......

  • 14/10/2009 - adam gibi
  • ırmağın galeyenına taş gibi direnen, suların hırsına akıl sır erderemeyen hiç gitmeyen hep içlenen bir değirmen gibidir şu kalbim.sen gelince aklıma yani hiç gitmeyince demek oluyor bu bir de... çalkalanan ruh dünyamda azılı bir suçlu gibi düşünmekten alıkoyamam seni.suçlu evet çünkü bir suçtur seni hissetmek ceza yasalarında karşılığını bulamamış bir özlem benimkisi.faili ben oluyorum her sevgi öznesinin.her sevgi öznesinin yüklemi senle bitiyor ve olumsuz hiç bir cümle kurmuyorum nedense.ama yine de suç olmaktan  öteye gidemeyen kederli, yaslı kalbim benim!karşılıklı bir suçun bütün yüklerini üstlenerekten başlıyorum  başı bozuk günlere, her gün yeniden.sitem mi diye sorarsan zinhar öyle düşünme!sitem sana değil elbet.sitem oyunlaradır .pandomimlere.cilvelere.palyaçolara.sirklere.hüzün içinde sırıtan dişlere.mutluluk içinde yüzünü gizleyen kedere.
    ne olurdu bir kez dokunaydım sana.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 19/9/2009 - renk cümbüşü
  • ressam :tanrının koşulsuz sunumudur aşk.
    yazar  :peki öyle diyorsun demek.tanrının sunumu...
    peki insanoğlunun bitmek tükenmek bilmeyen arzularına tanrı hangi kadehi uzatır dersin ?bir hayal kadehi mi?hem de kristalden...
    ressam:rüzgar eserken sana danışacak mı sanıyorsun hangi kadehi bekliyorsun ey şair!karamsarlığın beklemekle özdeş!
    yazar  :rüzgar eserken kendine bile danışmaz ama tanrı duayı neden ister ey renklerin nikahını kıyan ressam.sen bir ressamsın renksin envai çeşit bense kelimeyim.sen bir tablosun ben de karakalem karamsar...
    ressam :tanrının da güce ihtiyacı vardır belki de.haşa onun erkine kimse erişemez.nefesinin gücüne dualar belki güç katar.
    yazar :yok pes etmeyeceğim.inanmak budalaların işi.beklenti budala bozuntularının.ümit çoktan dağlara kilitledi kendini.
    ressam :pes etmek yok!!inanç,ümi,beklenti belki de hiç yoklardı biz çıkardık hepsini.ama yarattık işte ister aciz ister üstün insan.evet yarattık.ama güzel bakmayı bildik sonunda ya da öğrendik.
    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 18/9/2009 - çelişki
  • riya mıdır nedir?ben cümlelerimi huzurun uğramadığı sokaklardayken yazıyorum.yüzüm güldüğünde hiç harflerin yüzüne bakmam bile.dili unuturum.ana dilimi bile...işte iki lafın belini baltayla kırmak diye ben suskunluğuma derim.konuşmalar oldukça bir yerde hep mutluluklar vardır ya da tekrar yakalamalar.ama yakalanacak bir şey kalmamışsa keder tepende kara bulut gibi gezerken ve birazdan hüzün yağmurlarını yağdıracaksa başına açarsın cümle sofranı bağdaş kurup toplarsın bütün kelimeleri yayarsın,yazarsın.mutsuzluğun bir görevidir yazarlık' demişler ya aynen öyle.çünkü mutluluk öyle bir ruh hali ki insandan kopamıyor ya da insan mutluluğun kollarına öyle bir yapışıyor ki bırakmak istemiyor.kendini bir an boşa aldığında akıp gidiyor su gibi mutluluk.insanı sarhoş ediyor ettikçe de nasıl ki aşık aşkından başka bir şey düşünemez mutluluk ta insana hiç bir şey düşündürmüyor.aslında bu bakımdan mutluluk insanı bencilleştiriyor.duyarsızlaştırıyor.iki uca dönüştürüyor nihayetinde.mutluluğun mutsuzluğa dönüşmesi paradoksu.son tahlilde insan bu iki arada ne yaratabilirse ne kadar salınabilirse.ne yazabilirse.kalıcılık bu iki şey arasında.yoksa kimse kendisini ikisine birden demirleyemez.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 18/9/2009 - umut
  • bir nehir gibi akıyorum şimdilerde.kimi kez coşkun işte uykusuzluğun kıyılarına doğru akan yani taşkın bendini yırtıp atan,kederli denizlere yol yapan bir nehir.kimi kezse kederli denizin kendisi olan.iki ucu gidip gelen sarkaç gibi.hezeyanlarla içedönüşler arasında mekik dokuyan.
    hiç bir oyunun bir yap boz parçası olmak istemem yine de.bir kelime oyunun bile esiri olmam,olamam.dümdüz bir hayattır istediğim.kendime güzel sözler verdim ben güzel kuşlar uçurdum penceremden.inancımla birleştirdim tümcelerimi.yıkık bir şehir gibi baksa da gözlerim ışığın tenini iyi bilirim.beklerim sabahlara dek.belki güzel bir güneş ışığı güzel kuşlar uçurduğum penceremden ...kilitli gözlerime bir ışık festivalidir beklediğim belki de.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 17/3/2008 - sevgili çocuk
  • günler günleri kovalıyordu...günler günleri bir yaşam telaşesiyle kovalarken genç bir karamsar olan ben aynı telaşenin içinde çöp kutusuna atılmış gibisinden hissediyordum kendimi...pis,anlamsız,şehrin boşluğunda önemsiz kağıtlar gibi savruk...


    geceleri uyumak bir sıkıntı halinde boğazma düğümleniyordu...uyumamak ise ayrı bir savaş...ölü bir şeyler doğuyordu içimden...

    dişlerin birbirine acıdan kenetlendiği gecelerde uykuya dalıyordum ara sıra,sabahları bir cenin gibi büzülmüş uyanıyordum,dağılmış ve savrulmuş yorganın altında iki büklüm uyanmış ben uykusuzluğun ve uykunun ızdırabı arasında cesur bir soytarı gibi birgidip bir geliyordum ipimin üzerinden...

    tek bir söz söylesem bakışım gözümden ateş saçıyorudu...başkalarının bakışı ise KURŞUN!
    kurşunla deliniyordum.sıralarda,otobüs duraklarında ya da her nerede isem her türlü bakış kalbimi deliyordu,ağlıyordum...
    pencere önlerinde ölüme randevular veriyordum ama hep geç kalıyordum.

    hiç bir şey istememekteki ben işte böyle çekilmez oluyordum kendime.kimi kez pimi çekilmemiş bomba gibiydim,kimi kez kuytularda sızını saklayan korkak cengaver,kimi kez boşluğun cehenneminde çatısını kurmuş ben ölüm ve yaşam saatlerimi birbinine karıştırıyordum...
    can verip,can alıyordum...neyden?

     

    çiçek tohumlarından değil,yaşam telaşesinden değil,bahar kelebeklerinin ahenkli kanatlarından hiç değil...
    bir bakıştan can alıp kendime katıp gecelerde kuytularda saklayaıp özışığımı ...

    ve sonra bütün gecelerimi aydınlatan yıldızlar gibi sen....
    gece vaktinde yokluğundan ötürü güneşin gece çekilip te yıldızları besleyememesi gibi bir kaanlık tarafından yutulup :can veriyordum

     

    ölüm trenlerinin acı seslerini,acı sirenlerini işitiyordum ötemden...
    ölüm rötar yapıyordu sayende...
    unutulmuştum...daha neler söylesem kendimle ilgili.kendimi cezalandırmışlığımla ilgili...
    kibrit çöpleri gibi tek tek yakılmışlığımla ilgili...

    özgürlüğün içini düşün sevgili çocuk.mavi gökyüzünün bir parçasını kes kirpiklerinle...gökyüzünün özgür mavisini kesip kafes yapıp sonra da yaptığın kafesin içine gir sevgili çocuk...özgürlüğün mavi fonlarından yapılmış hapishaneye kendini tıkamış olmanın sıkıntısını düşün...

     

    her sabah kalktığımda aynalara baktığımda ateşten gömleğimin yalazlarından gözlerim kamaşırken sirklerdeki cambazlar gibi ateşten çemberlerin içinden geçtiğimi düşle...işte o vakitlerde bir OKYANUS oluyordun bana,bir tutam gözyaşı olup söndürüyordun zerrelerinle ateşimi...SU oluyordun,kutsal,aranan,çöldeki delinin avuç avuç,kana kana içtiği SU oluyordun...

     

    dünyanın haritasında kimsenin bilmediği,kendine özgü dilini konuşan metruk,unutulmuş bir ülke gibiydim.özgürlüğünü ilan etmiş bir tutuklu düşün..kendimden nefret ediyordum,varlığım fazladan nefes almalarım hak edilmemiş bir armağan gibi geliyordu bana...ama sevgili çocuk ölemiyordum da...kapıdan girer girmez yörüngesini bulmaya çalışan bir gezegen gibi -seni gördükçe- dönüyordum boşlukta sevinçten...

     

    ..eteklerini savuran semazenlerin ilahi aşkını düşün,tennureleriyle ruhlarını savuran imanla dönüp,imanla yüzleri nurlanan semazenleri...işte benim ruhumda seni görürü görmez ekseni etrafında dönerek başlıyordu mutluluk ibadetine...
    rüzgarda savrulan eteklerimi düşün!

     

    çatlamaya yüz tutmuş yüzümün toprağına bereketli bir yağmur gibi düşüyordun...YAĞMURDUN...
    bereketlendiriyordun sefilliğimi...
    bir kez daha göreceğimin matematiksel kesinliğiyle katlanıyordum yaşamaya....

     

    sevgili çocuk,bütün kalbimin en ince yollarından seslenen bu yazımda samimiyetimi anlayacağını biliyorum...yıllar sonra anlıyorum neden yaşadığın yere mevzilendiğimi...varlığın için tanrıya şükrediyorum...

    seni uzaktan gördüğümde ise güneşin doğuşunu,kutlu şöleni ni karşılayan ve gözlerinin hazdan dolacağını bilen bir bekleyişçiydim...
    yeryüzünde söylenmemiş tek bir söz bile kalmasın isterim,çünkü acının içimde cayır cayır yandığı içimden çıkan donuk dumanların gökyüzünde savrulup kaybolmaları hiç olmamaış gibi yaşanmamış sayılmaları beni incitecekti...

     

    bana yaşamımda unutamadığım armağan olarak verdiğin güzel günlerin ilk ve tek olmaları kalemle kağıdımı harekete geçirdi...yani ne senden önce ne de senden sonra bir daha asla senin bana verdiğin armağan gibisinden bir şeye rastlayamadım...
    ilktin... tektin..
    yazdıklarım için bağışla beni...


    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    düzyazı ve şiir

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

    Reklam

  • Sayfa: 1 - Toplam: 16
    | Sonraki Sayfa